kaldirimlarinda yurumesi cok zor ulke Turkiye. diyecek bunu mu buldun koskoca Turkiye hakkinda diyebilirsiniz, haklisiniz ama ne yapayim aklima direk bu geliyor. yolun cinsiyeti sebebiyle kendisine ait oldugunu zanneden bayanlar, yine cinsiyeti sebebiyle uzerinize uzerinize yuruyen erkekler... ulan ego tatmini yapmak icin kaldirimimi buldunuz? bayan gelir size carpar suclu olursunuz, bayanin cocugu kosa kosa gelir carpar zirlamaya baslar suclu siz olursunuz.
ben millete carpmiyim insanlar rahatsiz olmasin diye slalom yapiyorum, 1.50'lik adam uzerime uzerime geliyor, omuz atabilmek icin insanustu efor sarfediyor, bi tane patlatsam yerle bir olacak.
bu ulke dunyada ego tatmini ve diger insandan daha ust siniftan oldugunun belli edilme cabasinin en yuksek oldugu ulke
1 Haziran 2009 Pazartesi
İ$ik Hizi
gunes sistemi'nde uygun yorungelerde arka arkaya dizilmis yuzlerce devasa gezegen olsa ilkel bir yontemle ulasilabilirdi. gunumuzde gunes sistemi'nde arastirma yapan uydular gunes sistemi'ndeki gezegenlerin etrafinda bir tur atip onun cekim gucunun kendisi uzaya cok daha hizli bir sekilde firlatmasini sagliyor. tabii ki burda ulasilan hizlar eger cok fena sallamiyorsam dakikada 100.000 km civarinda fakat dedigim gibi arka arkaya yuzlerce gezegen tarafindan itilen bir uydu bu guclere karsi koyacak kadar saglam bir dis yapiya sahip olursa en sonunda isik hizina ulasabilir.
Ne Olacak Bu Federer'in Hali?
bu adama ne oldu gercekten anlamak zor. 2008'de baslayan dususunu bir turlu kontrol edemedi .(3 final 1 sampiyonluk var ama derecelendirmeyi federer skalasinda yapalim) kendimce bir federer analizi yapayim dedim.
2008'den beri federer'i ne zaman izlesem iyi rakip kotu rakip farketmeksizin maclarinin %80'inde inanilmaz basit hatalarla oynadigini goruyorum. bu basit hatalarin en onemli ozelligi ise rakibin baskisindan ve iyi oyunundan tamamen alakasiz olmasi ve federer'in asiri guven/konsantrasyon eksikligi/fiziksel yetersizlik/odaklanamama gibi sebeplerden dolayi bu basit hatalari yapiyor olmasi.izleyenlere sac bas yoldurtacak cinsten olan bu basit hatalar federer'in ilk sorunu.
federer'in ikinci buyuk sorunu ise en buyuk silahlarindan olan servisini neredeyse kaybetmesi. ulan sen %40'la %45'le servis atarsan, yaptigin ace'in iki kati cift hata yaparsan, nadal'i murray'i djokovic'i nasi yenebilirsin, kendi servisini nasil kazanirsin, zorlana zorlana kazansan bile kendi servisinde yorulman rakip servislerde biraz once bahsettigimiz basit hatalari yapmana sebep olup servis kirmani guclestirmez mi ? seni yorgun rakibini diri tutmaz mi? bu iki hatayi harmanlayip elde ettigin sonuc senin ilk turlarda dandik rakiplerle bile oynarken maclarini 24 saniyeyi berbat kullanan bir basketbol takiminin son saniyede topu kobe bryant'a verip orta sahadan ucluk sokmasini beklemesine benzer bir sekilde 3-2'lerle ve sahip oldugun acayip yetenekle kazanmani saglamaz mi? bu federer'in ikinci sorunu.
ucuncu buyuk sorunu ise federer'in backhand'i. artik federer'le cikip masa teniscimiz milli gururumuz cem zeng bile wimbledon finali oynasa topu surekli backhand'ine yollar. bu backhand numarasindan cektigi kadar benden bile cekmemistir federer. ama federer'in israrla bu problemini cozmemesi, cozememesi, belki de cabalamamasi onun backhand'ini rakipler icin bir maden haline getirdi.
dorduncu buyuk sorun ise mental yorgunluga dayali fiziksel yetersizlik. federer sanki buz pistinde sanatini icra eden bir kugu edasiyla oynarken rakipleri artik 100 metreyi 7, 200 metreyi 16 saniyede kosacak, dikey 130 cm sicrayip havada ters forehand yaparak michael jordan'a havada hareket cekecek hale geldiler.
besinci sorun ise belki de en onemlisi ve digerlerinin sebebi, mental yorgunluk. belki de her acidan artik michael jordan, lance armstrong, tiger woods gibi isimlerle karsilastirmaya basladigimiz federer gorunen o ki bu adamlarin sahip oldugu mental guce sahip degil var olan psikolojik dayanikliligini da kaybetmis gibi duruyor. bu sorununu da kendisinden baska cozecek kimse yok ve cozene kadar bu durum degismeyecek ama neyse ki hala vakti var ve tum bu sorunlarina ragmen sahip oldugu ham yetenegi ve belki de tenis dunyasinda 3-4 oyuncunun rakiplerine gore cok daha yetenekli olmasinin getirdigi sansla surekli finallere kadar yukseliyor ama tekrar kazanmaya baslayabilecek mi? bunu hep birlikte gorucez.
Zamanda Yolculuk
bir zaman makinesi icat ettigimizi dusunelim. isiktan daha hizli, sonsuz hizda. bir tusa basip evrenin istedigimiz bir noktasina 1 saniyede varabiliyoruz. bu zaman makinesi'ni kullanarak 1 saniye icinde dunya'dan 1000 isik yili uzakliktaki bir gezegene gidelim. bu gezegende oyle bir teleskop kuralim ki dunya'da ki tum hareketleri tamamen gorup, duyup, izleyebilelim. (dunya etrafindaki casus uydularinin yaptigi gibi)
dunya'nin isigi bulundugumuz gezegene 1000 yilda variyor olacaktir. yani bundan 1000 yil oncesini; dunya'nin 1009 yilini izliyor olucaz. gecmise gitmis olduk iste.
burda benim merak ettigim zaman makinemizi kullanarak 1 saniye icinde dunya'ya geri gidince ne olacak? 2009 yilindan 1 saniyede bu gezegene geldik ve buradan 1009 yilindaki dunyayi gozlemliyoruz. tekrar 1 saniye icinde geri dondugumuzde 1009'a mi 2009'a mi donucez. uzaydaki tek gercek zaman cizgisinden 1 saniyede dondugumuz icin sanirim 2009'a donucez yani 1009'a donme sansimiz yok, gecmisi sadece izleyebiliriz onu degistiremeyiz. dunyaya isik hiziyla donseydik 1000 yilda yani 3009 yilinda donebilecektik. belki karadelikler, solucan delikleri, paralel evrenler vs.. yardimiyla 1009 yilina donebiliriz. burdan anladigimiz ise zamanin evrenin her noktasinda farkli aktigi ama tek bir gerceklik oldugu.
zamaninda boyle bir seyler karalamistim. simdi duzenleyip tekrar bakalim.
gecmise yolculuk
1) goruntuyu yakalama (10 isik yili oteki geezegenden dunyaya baktiginda dunyanin 10 yil onceki halini gorursun)
1)b)her olayin goruntusu uzaya savrulur. isik hizini asip bu goruntuleri yakalayabilirsin. ama bu tam anlamiyla gecmise gittigin anlamina gelmez, sadece gecmisin goruntusunu gorursun, degistiremezsin, cunku halen gunumuzdesin.
2) wormhole ile yolculuk. wormhole kullanarak baska bir gezegene ve 10 yil oncesine bir zaman yolculugu yaparsin. gittigin gezegende 10 yil gecirdikten sonra tekrar eski gezegeninden tam hareket ettigin zamanda donersen, eski gezegeninde herhangi bir kisi seni 1 saniye icinde kaybolup geri gelmis olarak gorecektir. halbuki sen 10 yil geriye gidip gittigin gezegende 10 yil yasadin ve eski gezegenine tam zamaninda dondun.
gelecege yolculuk
1) isik hiziyla dunyanin cevresinde bir uzay gemisi icinde dondugunu varsayalim. senin icin 20 yil gecerken dunyada 1000 yil gececek. iste gercek zaman yolculugu.
2) bir topa vurup cami kirdigimizi dusunelim. bu da olayin goruntusu olsun:
300.000km
)))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))
)))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))
topa vurdun top harekete gecti cami kirdi
olay 1 saniyede bitiyor ve goruntusu isik hiziyla uzaklasiyor. eger topa vuruldugu anda bir gemiyle isik hizinda harekete gecersek topa vurma aninin goruntusu takili kalacaktir. cunku o anin goruntusuyle ayni anda hareket ediyor olacagiz. eger topa vurma anindan once gemiyle harekete baslayip isik hizindan yuksek bir hizla hareket edersek (mesela 400.000km) olayin goruntusunu geceriz. olayin goruntusu bize ulastiginda once olayin sonunda ne oldugunu gorucez.
)))))))))) [[[[[[[> uzay gemimiz
)))))))))) [[[[[[[>
cami kirdi
boylece zaman tersine akmaya baslayacak.
Otobuste Giderken Yandan Ferrari'yle Gecen Genc
arada goruyorum. kategorizasyon icin yeterince denek gozlemledim. genc gecince otobuste neler oluyor bak:
genc yandan son model arabasiyla gecerken otobus icindeki yas ve cinsiyet gruplarina gore dagilan insanlar farkli tepki verir. genc erkekler genelde arabanin guzelliginden dem vurur ve teknik ozelliklerinden bahseder. daha orta yasli erkeklerin aklindan otobusten inip genci dovme fikri gecer, varsa yanindaki arkadaslarina gencle ilgili kufurlerini siralarlar. yasli erkekler ve tum yas gruplarindaki kadinlar gence ve son model arabaya umutsuz bir bakis atar genci suzerler. belki genc kizlar "ya cocuga bak super yaa" tepkisi verebilir. otobus soforu ise sicak ve trafikten bunalmistir, yoluna bakar.
Michael Jordan - Biraz Teknik Bilgi
1. hizinla kendini savunan en az 2 kisiyi gec.
2. boyali alana dal.
3. sicrama yetenegini kullanip havada savunmacilari birbirine kat.
4. sut kullan veya asist yap.
5. ikisinden de sonuc gelmezse hucum ribaundu cekip devam et.
6. iceri giremiyorsan yine sicrama yetenegini kullanip el ustu sut kullan. o kadar yuksege rakibinin eli kolu zaten yetismeyecektir.
bu sekilde 2 numara oynayip %54 saha ici isabetiyle mac basina 35 sayi atabilen bir insan olmustur.
tum kariyerinde sadece 1 macta 10 sayinin altina dusmus, onda da sakatlanip cikmistir.
Matrix'i anlamak isteyene
22. yuzyil dolaylarinda insanlarla makineler arasinda savas cikar. savasi makineler kazanir. makineler insanlara hizmet etmeleri icin dizayn edilmisti. ama asiri gelismis zekalariyla insanlara isyan ettiler. makinelerin zaferi tamamiyla basariya ulasmamisti cunku hizmet etmek icin dizayn edilmis makineler icin insanlar olmaksizin varolmanin bir anlami kalmiyordu.
ilk filmde insanlarin makinelere gerekli enerji kaynagi olarak kullanilmasi sebebi tamamiyla bir duzmece. insanlar enerji uretmez, tuketir. gercek, matrix icinde tutsak bulunan insanlar sayesinde makinelerin kendilerine yapacak seyler buluyor olmasi. bir yandan varolus sebepleri olan "insana hizmet etmek"i yerine getirirken diger yandan insanlarin boyundurugu altinda olmama paradoksuna makineler tarafindan getirilmis bir cozumdu matrix. insanlar makineler tarafindan kolelestirildi ve boylece makineler insanlara "kendi istedikleri gibi hizmet etme tasarrufu"na sahip oldu.
bu amacla insanlar kontrolun tamamiyla makinelerin elinde oldugu sanal dunya matrix'e yerlestirildi.
matrix'in 4 versiyonu vardi. ilk matrix (v1) architect tarafindan dizayn edilmisti ve o kadar mukemmeldi ki hemen coktu. cunku sikiciydi. icerdeki insanlar kendi durumlarina isyan ettiler ve matrix'in yapi mantigi cercevesinde ortami yok etmeye basladilar. sistem mantigi isyanin bastirilmasi icin butun insanlarin oldurulmesi gerektigine karar verdiginde architect simulasyonu kapatti, insanlari gecici bir koma icerisine soktu ve yeniden denedi.
matrix v1'in sorunu insanlari ugrastirabilecek duzeyde karmasik olmamasiydi. ama bastan asagi tutarli ve yeterince karmasik sanal gerceklik yapabilmek architect'in yetenek sinirlarini asiyordu ve elinde bulunan tek kaynaktan bir bolumunu odunc aldi: insanlik tarihi. matrix v2 sanal gerceklige aktarilmis amerikan devrimi'yle baslayacak sekilde yeniden yuklendi ve bir sure devam ettikten sonra insan nufusunda yine sifira inme bas gosterince basarisiz oldu. tum insanlar olmeden architect yine sistemi kapatti.
bir insan matrix'te oldugunde gercek hayattaki vucudu da yok ediliyordu cunku artik o insanla yapilacak baska bir sey kalmiyordu. bu yuzden "vucut akil olmaksizin yasayamaz", bu felsefi bir cumle degil, architect'in matrix'i kodlarken yaptigi tercihti. her iki matrix versiyonundaki sorun insanlarin soyunun bir zaman sonra tukeniyor olmasiydi. matrix hep boyle calismaya baslarsa butun insanlar yok olacak ve makinelerin de var olmasinin bir anlami kalmayacakti.
ne yapilmasi gerekiyordu? architect problemi kendisini cozemedigine karar verdi ve kendisinden farkli yetenekleri olan bir yardimci olan oracle'i yapti. architect her zaman mantigi ile hareket eden bir hesaplayan adamdi. oracle ise tam tersine sezgileriyle hareket eden bir yapiya sahipti. architect ona istedigi cozumun ana hatlarini gosterdi ve o da bir cozum buldu.
matrix v2'yi cokuse goturen neydi?
simulasyon icindeki insanlarin yeteri kadar ozgur iradesi yoktu. olaylarin meydana gelis sirasi buyuk olcude onceden belirlenmisti. bazi cesitliliklere bir derece izin verilse de v2 ve v3'teki olaylarin gelisim yonu insanlik tarihinin 19. ve 20. yuzyilini baz alacak sekilde belirlenmisti. kelebek etkisine maruz kalmamanin ve kontrolu elden kaybetmenin tek yolu buydu.
matrix'e bagli insanlar bu sanal gerceklik icince yasiyor, sanki ordaymis gibi duyulariyla uyarilar aliyor, gordukleri seyler uzerinde kararlar veriyor ve her sey yolunda gittiginde olaylarin onceden belirlendigi sekilde meydana gelmesi icin simulasyonun onlardan istedigi sekilde kararlari veriyorlar.
fakat insanlar olmasi gerekenden aykiri davrandikca farkli kararlar vermeye basliyorlar. bu arada olaylar onceden belirlendigi sekilde meydana gelmeye devam ettigi icin insanlar sebep-sonuc iliskisinin koptugunu, yapmak istedikleri ile meydana gelenler arasinda uyusmazlik oldugunu farkediyor. "saga donmek isterken neden sola dondum? gercekte ozgur degil miyim yoksa? kendi kaderimi gercekten ben mi kontrol ediyorum?" matrix'deki sorun kaderin onceden cizilmis olmasi --- ve neo gibi insanlar bu duruma icsel olarak tepki veriyorlar.
insanlar olaylari bir dereceye kadar etkileyebiliyorlar. bu gerekli cunku her sey olmasi gerektigi gibi giderse bircok insan hemen bunun farkina varirdi.
aykiri insanlar yeterince kandirilamayip baska yollar denemeye baslar ve sayica belli bir cokluga ulasirsa simulasyonu rayindan cikarip yikima dogru surukleyebiliyorlar. iste matrix v2'yi cokuse goturen de buydu. insanlar gercekte bir simulasyon icinde olduklarini bilmiyorlar; bildikleri sey, sonuclari ne olursa olsun kendi geleceklerini kontrol etmek istedikleri. "sorun secim yapabilmekte". sonuclari ne denli kotu olursa olsun kendi secimlerini yapabilmek.
sonuclar gercekten de cok kotuydu. ulasilan nihai sonuc insanlarin simulasyon ortaminda kitlerlerce olumune ve boylece matrix'e bagli cogu insanin gercekten de olmesine yol acti.
oracle sistemin cokmesini onlemek icin isyan eden insanlarin matrix'ten cikarilmasi gerektigi sonucuna ulasti ama architect gercekten cok gerekli olanlar disinda kimsenin disari cikmasini istemiyordu. sistemin cokmesini onlemek icin yeteri kadar kimseye izin vermeyince de sistem yine cokuyordu. ama matrix v3 buna cozum bulacak bir sekilde tasarlandi: secilmis kisi.
matrix v3 programcilarin "reset loop" dedikleri "basa donum" ile yuklendi. bu, sistem bir sure devam ettikten sonra kendini tekrar en basa almasi demek. bazen bir muhendislik hatasi olarak ortaya ciksa da kimi zaman bilerek yapilirdi cunku gittikce artan gereksiz bilgiyi temizlemenin tek yolu buydu. "basa donum"ler her zaman kotudur cunku altinda yatan sorunu uygun sekilde nasil cozecegini bilemeyen programcinin kendi programini hacklemesine neden olur.
matrix'de gittikce artan gereksiz copluk, isyancilarin gittikce cogalan sistemle uyumsuzluklariydi. basibos birakildiklarinda v2'deki ayni cokuse neden olacaklar, insan nufusu yine toplu kiyima ugrayacak, makineler de duruma mudahale etmek icin matrix'e bagli insanlari gercekten oldurecekti. architect gereken cozumu bilmiyor ve pek de cozum ariyor gibi gorunmuyordu. bunun yerine cozumu her birkac yuzyilda bir sistemi tekrar basa almakta buldu.
v3'un yuklenmesi sadece programlamada degil fiziksel anlamda da cok buyuk muhendislik gerektirdi. sistemden cikarilan asilerin gercek dunyada gonderilecegi bir sehrin (zion) kurulmasi gerekti. sehir 24 insan, onlarin hayatta kalmalarini saglayacak makineler, her isi yuruten makine-yapimi merkezi bir bilgisayar ve insanlarin korsan yollardan sisteme girmelerini saglayan gemilerden mutesekkil kuruldu. zion'dan insanlarin matrix'in icine girecekleri acik bir arka kapi bilerek sisteme yerlestirildi ve matrix'ten cikarilan asi insan bedenlerinin gonderilecegi ikinci bir cikis yapildi. olenler geri donusum tarlalarina yollanirken asilerin bedenleri zion'dan insanlarin onlari almalarina izin verilen okyanusa gonderildi. zion'dakiler bu yolla bir yere ulastiklarini saniyorlardi ama aslinda bu onlari goreviydi.
degisim cok buyuk olmasina ragmen bu aslinda yeniden butunuyle bastan bir tasarim degil, v2' uzerinde yapilan bir hackti. v2'de simulasyon mantigina karsi gelen ve gercekte bir simulasyon icinde oldugunu bilmese de onu yikmaya calisan insanlari bulup yok etmek icin ajanlar ve diger guvenlik onlemleri vardi. bunlari v3'te yeniden programlamaya gerek gorulmedi ve boylece v2'den kalma gorevleriyle matrix'e zion'dan giren insan ajanlari avlamaya basladilar. architect bunu bir hata (bug) olarak gormedi; tam tersine matrix'deki insanlari disardan gelip uyararak bir suru insanin disari cikarilmasina ve boylece sistemin tekrar cokusune neden olacak zionlu ajanlari onlemeyi saglayan bir kontrol mekanizmasi olarak gordu.
bu yolla sistemde toplanan "gereksiz artik orani" oldukca dusunce sistem onceki gibi birkac yilda cokmeyip birkac yuzyil calisir hale geldi. ama yine belli araliklarla tekrar en basa getirilmesi (reset) gerekiyordu. oracle matrix'in icine yerlesip gereksiz artik oranini izlemeye basladi ve sistem yikima dogru yaklasinca bir insani "secilmis kisi" olarak belirleyip ona -seri boyunca neo'nun da kullandigini gordugumuz- ozel yeteneklere sahip olmasini saglayan ozel sistem koduna giris yetkisini verdi.
bu v3 icin bile kabasaba bir cozum yolu idi. basa donmek icin reset atildiginda zion nufusu da sadece 24 kisi ile baslayacak sekilde yok ediliyor, matrix 1790 yilina geri donerken o zamanin nufusuna denk olmasi icin 2000 yilinda ulasilan nufusun buyuk bir bolumu de yok ediliyordu.
zion nufusunun yok edilmesi ilk basta pek de gerekli gibi gorunmuyordu. bir nedeni zion'un giderek buyuyerek matrix uzerinde daha da etkili olmasini engellemekti. ama asil sebep architect'in pek yaratici olmamasiydi. her basa donuldugunde her seyin eskisi gibi ayni olmasini istiyordu. zion v3'un bir parcasi olarak insa edildiginde 24 kisi ile baslanmisti ve architect'e gore her basa donuste yine sadece 24 kisi kalmaliydi. oracle bu cozumu pek kaba ve kabul edilemez buluyordu.
v3'e bes kere reset atildi. bes kere oracle'in sectigi kisiler araciligiyla kontrollu sekilde basa donuldu. her defasinda da insanlarin buyuk cogunlugu makineler tarafindan olduruldu. oracle sistemin buyuk bir kiyimla tekrar basa donmeden devam edebilecegi daha temiz bir cozum bulmak istiyordu.
ucuncu filmin adi "matrix devrimler"di ve devrimci burada oracle'in kendisiydi. v3'teki czoumu bizzat oracle'in kendisi bulmus olsa da architect'i basa donus konseptinin kabul edilemez olduguna bir turlu ikna edememisti. architect'e gore her sey yeterli ve iyi calisiyor gorunuyordu. bir kac yuzyilda bir insan nufusunun buyuk cogunlugunun kirilmasina pek de aldiris etmiyordu. oracle sonunda matrix v3'u gizlice hacklemekten baska caresi olmadigina karar verdi.
oracle sistemi hackledi ve architect'in bilgisi ve izni olmadan matrix v4'u yaratti. yaptigi degisiklikler v1 ile v2 arasinda ya da v2 ile v3 arasinda yapilan degisikliklerden cok daha kucuktu. ortaya cikan sey daha cok v3.1 gibiydi. ama degisiklikler oldukca hayatiydi cunku sisteme reset atilmasini onluyordu.
yaptigi hack iki bolumden olusuyordu. ilk olarak secilmis kisiye verilen ozel kodu degistirdi. ikinci olarak da ajan smith'i yaratti ve onun da ozel yeteneklere sahip olmasini saglayan kodu simulasyona yerlestirdi.
secilmis kisi bir insandir; neo bir makine degildir. fakat o ozel bir insandir, cunku matrix sistemi ona ozel yetenek ve gucler vermistir. bu v2'den v3' gecise neden olan ayarin bir parcasiydi. oracle neo'ya bu ayricaligi veren kodu kirdi ve ona bundan daha fazlasini verdi. ve secilmis kisiyi secme zamani geldiginde oracle sistemi basa almaya itiraz edecek birini secti ve bunun kim oldugunu da morpheus'a soyledi.
onceki bes secilmis kisi hep oracle tarafindan secilmis ve bunlar insanlarin dortte ucunun olumune sebep olsa bile basa donmekten baska secenekleri olmayacak sekilde architect tarafindan manipule edilebilecek halde olanlardi. ama neo basa donmeyi reddetti. v3 ayari da basarisiz olmustu. kontrollu reset olmayacakti. yikim yakindi. architect'in neo'ya soyledigi "insanoglunun geri donulemez gercek sonu" palavrasi dogru olmasa da yikim oldukca buyuk olacakti.
oracle'in diger hacki ajan smith'i yaratmasiydi. standart bir ajan kodu ile baslayip onu daha da gelistirdi. smith isine diger ajanlardan daha odakli ve takintiliydi. smith ayrica secilmis kisiyi devamli takip edecek sekilde programlanmisti.
smith secilmis kisiyi takip edip hep onun onune cikacak, secilmis kisi sonunda smith'i yok edecek boylece oracle'in smith ile iliskilendirdigi temel degisiklikleri harekete gecirecekti.
oracle smith'i diger programlarin yaptigi gibi her seyi rapor edecek sekilde programlamamisti. smith sistem icinde kendi basina hareket eden ilk program da degildi. matrix icinde merovingian gibi kendi basina buyruk bircok program vardi. oracle bu fikri de buradan almisti. ama smith "olunce" (sistemden cikarilinca), oracle'in sistemde yaptigi temel degisiklik calismaya basladi. oracle secilmis kiside yaptigi gibi smith'e de en dikkate degeri kendini klonlamak olan ozel yetenekler vermisti. smith matrix'i ele gecirecek, sonra oradan cikip makine sehrini ele gecirmeye calisacak sekilde programlanmisti.
smith bunun farkina varmis, ama degistirmeye gucu yetmemisti. oracle'i kendine klonlarken de ona "anne" diyerek oracle'in kendisini yarattiginin farkinda oldugunu gostermisti.
oracle bir devrimciydi. makineleri matrix'i her defasinda sert bir basa donus ile yonetmeye devam edemeyeceklerine ikna etmeye calisiyordu. neo'yu secilmis kisi yapti, neo da cokus olmadan once matrix'e guvenli reset atmayi reddederek makineleri simulasyonun basarisizligiyla yuzyuze getirdi.
ama bu yeterli degildi. bu sadece secilmis kisinin basa donus kodlarini "cekirdek"e yerlestirerek daha temiz bir kontrollu basa donus gerceklestirmesi yerine makinelerin insanlarin toplu olumlerinden sonra matrix'e reset atmak zorunda kalmasi demekti. architect'in neo'ya "bir dereceye kadar kabul edebilecegimiz olum orani var" derken demek istedigi de buydu. makineler kontrollu reset ile insanlarin %75'ini kaybetmek yerine sistemin cokerek insanlarin %98'inin olmesini hic de istemiyorlardi. ama v1 ve v2'de bu olmus ve makineler ayakta kalmayi basarmislardi.
oracle'in makineleri anlasmaya zorlayacak baska bir seye ihtiyaci vardi. iste bu yuzden ajan smith'i yaratti. onu makinelerin varligina dogrudan tehdit olusturacak ve ancak secilmis kisinin yardimiyla yok edilebilecek sekilde tasarlanmisti. ajan smith'in belirsiz de olsa hissettigi smith-neo iliskisi iste buydu.
neo'nun elindeki pazarlik kozu suydu: benimle anlasin yoksa smith sizi yok edecek. neo ne istiyordu? oracle'in ondan yapmasini istedigi seyi: periyodik resetlerle insanoglunun buyuk bir kisminin kiyiminin durdurulmasi. eger makineler kabul etmezse neo onlarla birlik olmayacak ve smith makineleri yok edecek. makinelerin neo'nun teklifini kabul etmekten baska careleri yoktu. ve onlar makine olduklari icin oracle'in vekili olan neo ile yapilan anlasmaya sadik kalacakti.
peki neo nasil yardim edecekti? bu oracle'in secilmis kisinin kodunu modifiye ederken yaptigi bir seydi: neo, oracle smith'i yaratirken yaptigi bir arka kapi araciligiyla smith'in koduna girmesini saglayan sifrelere sahipti. bu, secilmis kisinin "cekirdek"e girip simulasyonu resetlemesine izin veren sifreler ile ayni mekanizmaydi.
neo ancak smith ile yaptigi son savasta bunun farkina vardi: smith'in kendisini yutmasina izin vermeliydi. boylece sifreleri aktive edip makinelerin smith'i ve tum kopyalarini matrix'ten silmesini saglayacak arka kapiyi acti. (bir olasilik: neo'nun sifreleri smith'in kodu icinde bulunan ve smith ve diger tum kopyalari yok edecek sifreleri icinde bulunduran bir kasayi acti)
yapilan anlasma geregi basa donus mekanizmasinin kaldirilmasiyla oracle matrix v4'un buyuk insan kiyimlariyla cokmeden devam edeceginin saglanacagini nasil dusunuyordu? v3'teki sorunun makineler tarafindan yeteri kadar insanin disari cikmasina izin verilmemesi oldugunu dusunuyordu. cozumu ise suydu: eger disari cikmak isteyen tum insanlara izin verilirse simulasyon icinde nihilist insan kitleleri olusmaz, simulasyonu yikima ugratacak baskaldiri olmaz ve boylece matrix'e bagli insanlarin kitelesel kiyimina gerek kalmaz.
cozum yuruyebilecek mi? bunu oracle bile bilmiyor ama oyle dusunuyor ve cozumun en azindan v3'teki basa donus periyodundan cok daha uzun sureceginden emin. ucuncu filmin sonunda oracle'in architect'e anlatmaya calistigi sey de iste buydu.
------
yoruma gelirsek:
simdi matrix v4'un insan kiyimi olmadan kahinin istedigi gibi v3'den cok daha uzun bir sure devam etmesi bana pek mumkun gelmiyor. bildigimiz gibi matrix v3'de tarih 1790'dan basliyor ve 2000'e gelindiginde simulasyona -ki bu simulasyon matrix oluyor- isyan eden insan sayisi fazlalasinca reset atiliyor. programa bu sekilde 5 kere reset atiliyor ve 6. da v4'e geciliyor ki bu gercek dunyada da makine-insan savasindan sonra en az 1260 yil gectigini gosteriyor. (yani gercek dunyada tarih 3420 gibi bir sey) v4'te ise kahine gore resete gerek olmayacak, olsa bile 1790-2000 arasinda suren 210 yillik sureden cok daha fazla olacak.
oysa gercek dunyada insanlarin 22. yy'da makineleri yarattigini biliyoruz. 2160 yilinda makineler insanlara isyan ediyor ve savaslar basliyor. matrix'de tarih akisinin ayni sekilde devam edecegini varsayarsak matrix v3'de oldugu gibi 2000'de reset atilmazsa, yil 2160 oldugunda insanlar matrix icerisinde de makineleri yaratacak, matrix icinde makine-insan savasi cikacak ve matrix icinde matrix olusacaktir. boyle bir paradoksa makineler izin vermeyecegine gore en gec 2100 yilinda matrix tekrar resetlenecektir.
ayrica matrix v4'te isteyen her insanin matrix'den cikip zion'a girisine izin verilmesi zaman icinde zion'un cok guclenip belki de gercek dunyadaki makinelere karsi bir isyan merkezi haline getirilmesine sebep olacaktir. bu da makineler icin kabul edilemez bir durum.
ek$i sozluk'ten alintidir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)